Salı, Mayıs 29, 2012

Sevenler kavuşsun artık...

Harıl harıl tatil yeri arıyorum, rahat, keyfli, İstanbul'a yakın...
İzin dönemimde sevgili burada olmayacağı için işim çok da zor değil.  Bir iki günlük bir kaçamak yeri arıyorum demek daha doğru olur...
Tam bi yer beğendim derken ''öyle güzel ki Defnesiz gitmem'' demeye başladım:) kıyamıyorum hiç ya napıyım...
Bu durumda kaçamak demeye de gerek kalmıyor:)  bu başka birşey ama bulamadım adını...

Bu haftsonundan...
Ben daha piknik keyfi yapamadım ama neyse ki Ececik yapıyor...

***

İki gün sonra sevenler kavuşuyor:) Ve bilirsiniz işte zaman geçmiyor...
Tatil yeri bak,
Saçını boya,
Ciciler al
Gene mi olmadı Temizliğe giriş.....
Yok hala geçmiyor zaman..... ne inatmış yahu:)

Pazar, Mayıs 27, 2012

En talı iki kelime; Sevgili ve Tatil!


Sevgilinin gelmesine az kaldı...  Bunun heyecanıyla hafif geçiyor günlerim, ne alsam ne yapsam, tatile nereye gitsek sorularıyla bi bakıyorum akşam olmuş:) Defnecik de ben de beklemedeyiz...  İkimizde beklemekten çok yorulduk çok sıkıldık aslında...

En sevimli ifadesiyle Defnecik diyorum ama bu aralar çok saldırgan oldu. Arkadaşlarına vurmalar, cimciklemeler, kum atmalar...bildiğin ''erkek fatma'' bu aralar:) Bu saldırganlığın bir sebebi var mıdır merak içindeyim;  yani bir de şöyle diyeyim gözümün içine baka baka bana bile pabucunu atabiliyor...


Yazmayalı epey zaman oldu ve tabi bir dolu şey gelişti, yaşandı. Nedense elim pek gitmedi yazmaya...
Sanırım belirsizlik ve hayatımdaki karmaşa ileçok fazla yüzleşmek istemiyorum:)   Çünkü buraya not düştükçe 'gün' gibi oluyor  herşey...
Neyse  en azından belli olan birşey var ki  Bir yıl daha böyle devam etme kararı alarak sınanmamı sonlandırdım:(   bir sene daha özlem dolu bir kış geçecek!  Kararımı vermiş oldum yani sevgili YÖK kararlarının yumuşak yönlendirmeleriyle...

*
Şimdiyse gündemim sevgili ve tatil... 
En tatlı iki kelime:)


Pazartesi, Nisan 23, 2012

Güneşli Pazartesilere Devam...


23 Nisana yakışır biçimde 'şen' başladı günümüz  deniz kokusu, manzarası, çocuk eğlenceleri... İlk defa gittiğimiz yeri çok sevdik...

Sıcacık bir günde kahvaltı yapmayı özlemişim... (ben aslında kahvaltıyı özlemişim:)  Genellikle 23 nisanlar hep yağmurlu geçtiği için bugününün sıcağı tatlı süpriz kıvamındaydı!
  İçimden hep geçen ''sevgiliyle de gelelim bura çok güzelmiş' oldu bugün...  Zaten o kadar özledim ki sevgilimi kafamda hep birarada olma  planları dönüyor bu sıralar ...
Şu sıralar büyük taşlar önemini koruyor yani;)

 Sonrasında bostancıya gitmek gibi bir hata yaptık (trafiğinden sebeb) ama hiç bahsetmek bile istemiyorum,  Marintürk gayet iyiydi:) 




Salı, Nisan 17, 2012

Güneşli Pazartesiler


güzel bir gündü gerçekten... haftada altı gün çalıştığım ve gündüzleri tontinimi özlediğim  düşünülecek olursa böylesi bir gün ödülüm kabul edilebilir... gün ışığından faydalanıp fotoğraf da çektim bol bol..... 

ve fotoğraflara bakınca  anladım ki;

* acilen diyete başlamam lazım... yüzüm ay parçası gibi olmuş... 
irade gösterebileceğimden emin olmayarak epey endişeliyim... .. korktum ya..... abarttığımı düşünmüyorsunuz değil mi?

* ve anladım ki,  iyi ki kızım var

* ve  anladım ki fotoğraflarımız eksik

* ve hatırladım ki ne kadar kıkırdayarak izlemiştim Güneşli Pazartesileri...
  İzlemiş miydiniz siz de?






 














Salı, Nisan 10, 2012

Seviyorum...


Şu sıralar en çok evin içinde fırtına gibi koşmasını seviyorum! 

Bir odadan  diğerine koşarken bulunduğum noktadan görünen o ani görüntüsü... Hani böyle uçuş uçuş oluyor sanki ya da kelebek gibi... Kikirdemelerle karışık!

İzin günümde öğlen uyumamasını:) doğru okudunuz! uyuMamasını... 
Evet yorucu oluyor haliyle, hele ki uyku iyice başına vurunca pek fena oluyor ama birlikte vakit geçirmek için uykuya direnmesi kendimi daha da özel hissettiriyor sanırım...  ben de deli miyim nedir?

Gene izin günümde Defnenin beni gördüğü an ki mutluluğunu... Kendimi günün süprizi gibi hissetmeyi... Seviyorum

Parkta bindiği oyuncak otobüsün direksiyonuna geçip 'ben babama gidiyorum' demesini de seviyorum beni burksa da... Zira ben bu burkulmalara  iyiden iyiye alıştım bu sene:) Sanırım asıl sevdiğim iç dünyası,  kendiliğinden,   arkadaşına ''ben babamla ata binmeye gidicem' demesi mesela...

Sevilmeyecek gibi değil ki...


















Cumartesi, Nisan 07, 2012

Bu Tahammül Taksiden İnince de Sürse ya...

Bu sabahın nasıl başladığına bakacak olursam ne şu anki huzuruma ne de hava daki güneşe anlam verebilirdim...


Berbat bir sabahtı, baş ağrısıyla uyandım... mide bulantısını hafife aldım...
Evden çıktığımda  ''aslında evden hiç çıkmamalıydım'' dediğimi hatırlıyorum acı bir gülümsemeyle...   Tüm gayretimle gene de işe gittim,  'yok yok bişeyler yediğimde düzelirim ben' inancımla...
E düzelmedi tabi, aynen geri döndüm evime...

Peki bu git-gel  neye yaradı?  Taksiciler hakkında ki fikrim değişti:)
Şimdi geçen hafta arabam beni yolda bırakmıştı, bir haftadır keşmekeş bir halde trafik mağdurlarını oynuyordum anlayacağınız:P
Neyse işte bu nedenle, hasta olduğumdan  sabah taksiyle gidip gene taksiyle döndüm eve...
O kadar hastaydım yani:)

Taksicilerin tüm iyi niyetli ve şaşırtıcı ısrarlarına rağmen doktora gitmedim... Yani öyle böyle değil, annem bile hiç bu kadar ısrar etmemişti doktor da doktor diye... (dertleri taksimetre de olamazdı yolüzerindeki bir hastane sözkonusu)
tüm bu ısrarlar beni hayretler içinde bıraktı... hatta bir ara ''ölüyor olabilir miyim acaba?'' bile dedim:P
kadın şöförlere  tahammülsüzlükleriyle andığım taksicilere bakışımı değiştirdi
iyi oldu iyi:)

***


Başka neye yaradı? tabi ki Defneciğe...
Biraz uyuyup daha iyi hissettim gerçekten...  sonra güzel havanın tadını çıkardık... bahçe  keyfi yaptık, boyalarımızı dergimizi ve meyvelerimizi alıp....

***

Bu ayın yirmisi civarında  sevenler kavuşuyor! Gelse de bahçe keyfimize katılsa...

Ben, kendime  ciciler almaya Defne de babasına resimler yapmaya başladı bile:)
















Salı, Mart 13, 2012

Elinde Mikrafon Dilinde Ben...:)

Akşamları iple çekiyoruz, ikimizde... Sabahları ise  severken onu uyanacak diye aklım çıkıyor...
Zira 'anne ise ditmee' diye ağlarken döktüğü göz yaşı  üzmeye yetiyor  beni...


Akşamları bana kapıyı açması, bir an bile olsa bırakmayışı...
' gel anne benim odamda...' diye küçük parmağımdan tutup  çekiştirmesi...
Çoğu kez Defnenin odasında akşam yemeğimi yiyişim...
Gayet açıklayıcı aslında...
Bu sebeble sadece bir gün olan izin günümde  çok verimli çok huzurlu çok mutlu saatlerimiz olsun istiyorum...
Neyseki dün de fena geçmedi...

Kuzenleriyle birlikteydi ve dün unuttuğum bir şeyi hatırladım:
Defneye karaoke almalıyım;) 

Tüm gün elinde mikrofonla  pepenin 'annem'  şarkısını söyleyip
romantizm yaşamak ne mutlu:)


Çarşamba, Mart 07, 2012

Sınanma 2...

İlk ayrılışımız da dibe vuruyorum. Ve bunu mincoya  çaktırmamaya çalışan bir gereksiz bir ifadeyle, hiç makyajsız soluk bir yüzle, nasıl beceriyorsam full negatif bir hal, ideal- örnek bir depresyon...


Sonra toparlıyorum kendimi ve bir süre pek dayanıklı oluyorum,  çocukla çocuk olarak full neşeli, iş yerinde çalışkan arı, ve olağan buluyorum herşeyi...  yaklaşık üç hafta böyle gidiyor. (MESELA ŞU SIRALAR BU EVREDEYİM;)

Ne oluyorsa bir an da büyü bozuluyor ve  dank ediyor bana. 
Bir şarkı sözü, boş bir yastık, yalnız gidilen bir davet, süper mutlu aile tabloları, ... Herhangi biri olabilir yani... tehlikeli işte, her an çıkabilir karşına, düşündürebilir, hatırlatabilir... kurulmuş saatin o iğrenç sesi gibi bir ses beynimde başlar  çalmaya... 


Sonrasında da dişimi biraz daha sıkıp kavuşurum sevgilime... 
bu döngü hep böyle, hem de  her seferinde...

***


Gene böyle bir dank edişte pek güzel bir karar almıştım, önceden. 
''Sevgili gelemezse ben giderim'' diyordum. En emin tavrımla. 
Hala da öyle diyorum ( Bi bakmışın yanındayız;)
Ama emin tavrımdan pek eser kalmamış gibi. 
Sesim biraz kısık çıkıyor sanki. Daha çok gevelemeyle söyleyip 'neyse bakalım...'  diye konuyu kapatırken yakalıyorum kendimi!  
Sevgilinin yanına gitmek mi, yoksa burada kalıp düzeni sürdürmek mi... 


***
Önce büyük taşlar konur  kaba, ben de önce en önemli taşı koymak istiyorum. Defneyi babası ile temelli kavuşturmak istiyorum artık. (ve kendimi de)
Ama tam da bu nokta da diğer ayrıntılara takılıyorum ( benim işim ya da  defnenin kreşi...) 
Yapmaktan en korktuğum şeyi yapıyorum.
Ayrıntılarda boğuluyorum.Bu ara.


Pazartesi, Mart 05, 2012

Sınanma...


Bu sene 'kavuşma' olsun dedikçe başka başka soru işaretleri beliriyor.

Bir yanda artık birarada olma özlemi giderek kendini gösterirken , diğer yanda iş- güç- kariyer- para... sabır... bekleyiş... özleyiş... de artıyor...

Tanrının  sınaması bu olsa gerek!


fotoğrafla geçen yazdan... Defne'm 22 aylıktı sanırım...

Cuma, Mart 02, 2012

Büyüdü mü Ne?

 İşte böylesi bir fotoğrafta görüyorum aslında nasıl da büyüdüğünü...
yoksa yanında kucağında bildiğin bebek:)) sanki büyüme hormonu yok sanırsın...
*

Sevgili burdayken tuttu kızının elinden bi etkinliğe götürdü...
Eğlencesi keyfi babaya (çünkü ben işteydim gene),  fotoğraflara bakıp bakıp düşünmek de bana düştü elbet..
Kısa bir süre sora Onun da kreşe, okula gideceğini düşünmek, yılların nasıl hızlı geçeceğini farketmek, üniversitesi sonra mesleği....
Bilirsiniz telaş korku, heyecan... Karmakarışık oldum. Her anne gibi karışmaya müsait olan yapımla..

Hayır sanki anaokuluna gönderir göndermez çocuk büyüyecek ...  'göndermeyeyim en iyisi' bile dedim kendi kendime...
3 yaşına kadar ufak ufak alışsam iyi olacak... ya da 4 mü desem?