sevgili blogdaşım minimalist MİMlemiş beni, uzun zamandır hiç anket yapmamış biri olarak pek bi keyif aldım diyebilirim:))
1-En sevdiğiniz kelime: sevgilimin bana cümle arasında öylesine 'güzelim' demesi; direkt çocuklaşırım
2-Nefret ettiğiniz kelime: 'illaki' ıyy gıcık oldum gene...
3-Ne sizi heyecanlandırır: tatile gitmek!
4-Heyecanınızı ne öldürür: mesela yeni aldığım birşeyi değiştirmek zorunda kalmak, tüm hevesim kaçar
5-En sevdiğiniz ses: Defne'nin sesi, konuşma çabaları...
6-Nefret ettiğiniz ses: saat alarmı!
7-Hangi mesleği yapmak istemezsiniz: gürültülü ortamda olan hiç bir işi istemezdim.
8-Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz: kılını kıpırdatmaya üşenen bir tip için abes olsa da iyi bir sporcu olmak isterdim:))
9-Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz? ya kendim ya da doğal ortamında yaşayan bir vahşi bir hayvan olmak isterdim
10-Nerede yaşamak isterdiniz: Kaş!
11-En önemli kusurunuz: dengesizlik
12-Size en fazla keyif veren kötü huyunuz: Şımarıklık
13-Kahramanınız kim: sevgilim!
14-En çok kullandığınız kötü kelime: direksiyondayken ne yazıkki birçok kötü kelime!..
15-Şu anki ruh haliniz: düne göre daha huzurlu
16-Hayat felsefenizi hangi slogan özetler:tek bir slogan diyemem ama Sartre'da gizli tüm bakış açım ve Şebnem Ferahın HER şarkısında gizli iç dünyam...
17-Mutluluk rüyanız: Uçmak!
yamaç paraşütü ile uçma çabalarımı sevgilim engelledi hep(rüzgar ters dönerse bana bişi olmasın diye;)
şimdilerde uçanbalonla gökyüzünde gezinmek var aklımda. Kapadokyaya gitmeyi bunun için istiyorum sanırım.
18-Sizce mutsuzluğun tanımı: istemediğin biçimde yaşamak zorunda olmak
19-Nasıl ölmek isterdiniz: uyurken...
aslında big fish filminde ki adamın ölürken herkesle vedalaşması da güzeldi ama fazla duygusaldı en iyisi uyurken sessizce ölmek...
20-Öldüğün zaman cennete giderseniz Allah’ın size ne söylemesini istersiniz?
korkacak bişi yok, yeni bir serüven başlıyor...
ben de bu MİMi canım klavyemden dökülenler'e ve Hande'ye paslıyorum...
Pazartesi, Kasım 29, 2010
SEVİYORUM BEN MİMLERİ!:)
Pazartesi, Kasım 22, 2010
...
yani az önce bunalım bunalım yazıp, döktüm içimi. enter dedim sonra. yazımın üzerinde ki 22 Kasımı gördüm, yüzüm güldü hemencecik. sahi ya! 22 Kasım...
sevgili olmaya başladığımız, hatta evlenelim deyip imza attığımız tarih... keşke şimdi yanımda olsaydı da balıkçı lokantasında rakı içseydik...öyle kutlasaydık!
not: ikizler burcu için 'bir anı bir anına uymaz' dedikleri işte bu oluyor;)
not: kaç yıl oldu saymayacağım.
sevgili olmaya başladığımız, hatta evlenelim deyip imza attığımız tarih... keşke şimdi yanımda olsaydı da balıkçı lokantasında rakı içseydik...öyle kutlasaydık!
not: ikizler burcu için 'bir anı bir anına uymaz' dedikleri işte bu oluyor;)
not: kaç yıl oldu saymayacağım.
Kendime Geçmiyor ki Sözüm...
BAZEN çok kızıyorum kendime. Hatta Sıkça oluyor bu. Diyorum ki kendi kendime bu kadar takma be, es geç... es! yani ne var ki bunda, sanıyorum birçok insan yapabiliyor bunu zaten, e ben de yapabilirim heralde diyorum. ııh olmuyor.
birşeye üzüldüm mü tamamdır, bitmiştir o gün... bu surat bi ekşiyor bi ekşiyor... Of çok kızıyorum kendime!hiç sevmiyorum bu hallerimi.
Bu konuda çok uğraştım, disipline etmeye çalıştım kendimi, ama yok yaşım otuz oldu hala benimle bu pis huy.
hani şu da güzel olurdu:
'ya düşünme şimdi sen bunu başka zamana ertele, şimdinin tadını kaçırma'
.
morelimi bozan o bir dolu meseleyle yüzyüze gelene kadar 'üstüne' gidene kadar o kurtçuk kemirir de kemirir aklımın bir köşesini...adım gibi biliyorum.
yarın of günüm diye bu akşam çok kıymetliydi benim için ama ben astım yüzümü oturuyorum. Topu topu bir günlük iznim var o da böyle sefil olacaksa?
gidip bi kaç sayfa okuyayım bari... hem belki yarın sabah iyi başlarım güne. BELKİ.
birşeye üzüldüm mü tamamdır, bitmiştir o gün... bu surat bi ekşiyor bi ekşiyor... Of çok kızıyorum kendime!hiç sevmiyorum bu hallerimi.
Bu konuda çok uğraştım, disipline etmeye çalıştım kendimi, ama yok yaşım otuz oldu hala benimle bu pis huy.
hani şu da güzel olurdu:
'ya düşünme şimdi sen bunu başka zamana ertele, şimdinin tadını kaçırma'
.
morelimi bozan o bir dolu meseleyle yüzyüze gelene kadar 'üstüne' gidene kadar o kurtçuk kemirir de kemirir aklımın bir köşesini...adım gibi biliyorum.
yarın of günüm diye bu akşam çok kıymetliydi benim için ama ben astım yüzümü oturuyorum. Topu topu bir günlük iznim var o da böyle sefil olacaksa?
gidip bi kaç sayfa okuyayım bari... hem belki yarın sabah iyi başlarım güne. BELKİ.
Cumartesi, Kasım 20, 2010
NE GÜZELDİK İŞTE BİTMESEYDİ YA BAYRAM...
Bu bayramdan aklımda kalacak olan kızımın sosyalliği
ve
bundan müthiş bir keyif alması olacak...
kuzeniyle, arkadaşlarıyla...
Rüyanın paylaşımcılığı da unutulacak gibi değildi zaten:)
Çok tatlıydı; bıdı bıdı 'gel Defne yanıma otuy' deyişi...
o kadar seviniyorum ki birlikte oynadıkça akranlarıyla...
bu çok başka birşeymiş!
zaten Ece Defne de çok başka bir mutlu oluyor...
belli ediyordu yeterince:))
büyüklerimizi de ziyaret ettik elbette... şeker, çikolata...
(Defne tabi ki yemedi!), ohh mis gibi.!
*
hiç unuturmuyuz, bayram da babamızı da çokkkk özledik
ve
Ona da badi badi yürüyüşümüzü kaydedip postaladık!!!
izlerken öyle keyif alacak ki, öyle güzel hazırladım:)
*
Bayram bitmeseydi keşke diyeceğim ama nafile, yarın oldu bile!
uyumam gerek, çok çalışacağım...
Geçmiş Bayramınız Kutlu Olsun efendim ve iyi haftasonları olsun size...
(bana değil size:))
Perşembe, Kasım 18, 2010
Hu Huuuu.....
Yahu nerelerdeyim ben...??? ne kadar çok olmuş yazmayalı... Görünüşe bakılırsa yazmaktan vazgeçtim sanır insan... ama değil işte.
önce notebookumla didiştim başedemedim ve dedim ki artık biraz da yetkili servis uğraşsın seninle zira ben daha fazla uğraşamayacağım... ancak gelin görün ki teknik sorunun hallolduğuna sevinemiyorum bir türlü çünkü içindeki tümmmm ama tümmmm fotoğraflar uçtu gitti. Bi empati yapmayı deneyin, evet evet çok sinir bozucu işte? Ece Defne'nin doğduğu andan itibaren tüm detay fotoları, sevgilimle tatillerimiz gezilerimiz, hamile göbeğim....
Hala gerçek olamaz yaa diyorum kendi kendime... Adam telefonun ucunda, hastasını kurtaramayan bir doktor edasıyla 'eee... ne yaptıysak kurtaramadık resimleri' dediğinde karnıma tekme yemiş gibi hissettmiştim. ve karnım ağrıdı basbayağı... Evet cihaz mis gibi olmuş artık ısınmıyor, kitlenmiyor, açılmak için şarja ihtiyaç duymuyor, renkler çıldırmıyor... ama cihaz o kadar boş geliyordu ki epey bi süre yanaşmadım yanına, notebooku cezalandırır gibi... notebooku daha elime yeni yeni alıyorum, bir çeşit yastı sanırım:)
şimdi Defne'nin fotoğraflarını epostalardan eşin dostun makinesinden toplayıp yine eskisi gibi ay ay istifliyorum özene özene...mesela iyi ki blog var, burda da varmış epey fotoğraf:)
*
sonra sevgilim geldi... O varken zaten yanından bile geçmiyorum netin. Ama itiraf edeyim sevgilimle yatakta uyumadan önce couplingi izlemek apayrı bir keyif...
ama gitti gene... hem de baya oldu gideli. Uğurlarken onu dedim ki nasıl da kendi ellerimle uğurluyorum seni hayret ediyorum kendime... ne yaptığımı bilmeden hareket eder gibiyim sanki. neyse işte yeni planlarla hayallerle bıraktı beni sevdiceğim ki oyalanayım diye:))
*
başka ne yaptık... tontininin 1 yaş partisini yaptık! 29 Ekimde bol çocuklu bol bayraklı cıvıltılı renkli bir 1 yaş partisiydi... Aklım da kalan ise tüm çabama, ısrarıma hatta homurdanmama rağmen partinin birtürlü bahçede olamaması; şimdi bile havanın güzel olmasına hala sitem ediyorum
'e o zaman nerdeydin be güneş! hem ekimdi ozaman be güneş!'
*
veeeeee tontini pıtır pıtır yürüyorrr! hem de ne yürüme, özgürlüğünü ilan ede ede:)) çok seviyorum yürüdükçe keşfettikçe mutlu oluşunu...
*
bi ateş alma oldu bu yazı ama böyle kalmaz, gireriz detaylara, görüşelim yine;)
önce notebookumla didiştim başedemedim ve dedim ki artık biraz da yetkili servis uğraşsın seninle zira ben daha fazla uğraşamayacağım... ancak gelin görün ki teknik sorunun hallolduğuna sevinemiyorum bir türlü çünkü içindeki tümmmm ama tümmmm fotoğraflar uçtu gitti. Bi empati yapmayı deneyin, evet evet çok sinir bozucu işte? Ece Defne'nin doğduğu andan itibaren tüm detay fotoları, sevgilimle tatillerimiz gezilerimiz, hamile göbeğim....
Hala gerçek olamaz yaa diyorum kendi kendime... Adam telefonun ucunda, hastasını kurtaramayan bir doktor edasıyla 'eee... ne yaptıysak kurtaramadık resimleri' dediğinde karnıma tekme yemiş gibi hissettmiştim. ve karnım ağrıdı basbayağı... Evet cihaz mis gibi olmuş artık ısınmıyor, kitlenmiyor, açılmak için şarja ihtiyaç duymuyor, renkler çıldırmıyor... ama cihaz o kadar boş geliyordu ki epey bi süre yanaşmadım yanına, notebooku cezalandırır gibi... notebooku daha elime yeni yeni alıyorum, bir çeşit yastı sanırım:)
şimdi Defne'nin fotoğraflarını epostalardan eşin dostun makinesinden toplayıp yine eskisi gibi ay ay istifliyorum özene özene...mesela iyi ki blog var, burda da varmış epey fotoğraf:)
*
sonra sevgilim geldi... O varken zaten yanından bile geçmiyorum netin. Ama itiraf edeyim sevgilimle yatakta uyumadan önce couplingi izlemek apayrı bir keyif...
ama gitti gene... hem de baya oldu gideli. Uğurlarken onu dedim ki nasıl da kendi ellerimle uğurluyorum seni hayret ediyorum kendime... ne yaptığımı bilmeden hareket eder gibiyim sanki. neyse işte yeni planlarla hayallerle bıraktı beni sevdiceğim ki oyalanayım diye:))
*
başka ne yaptık... tontininin 1 yaş partisini yaptık! 29 Ekimde bol çocuklu bol bayraklı cıvıltılı renkli bir 1 yaş partisiydi... Aklım da kalan ise tüm çabama, ısrarıma hatta homurdanmama rağmen partinin birtürlü bahçede olamaması; şimdi bile havanın güzel olmasına hala sitem ediyorum
'e o zaman nerdeydin be güneş! hem ekimdi ozaman be güneş!'
*
veeeeee tontini pıtır pıtır yürüyorrr! hem de ne yürüme, özgürlüğünü ilan ede ede:)) çok seviyorum yürüdükçe keşfettikçe mutlu oluşunu...
*
bi ateş alma oldu bu yazı ama böyle kalmaz, gireriz detaylara, görüşelim yine;)
Perşembe, Ekim 21, 2010
1
tam da bugün işte...
21 Ekim 2009 06.45, minik bebeğime kavuşmuştum, şu saatlerde kollarımdaydı. kedi yavrusu gibi miniminnacıktı. Bense ayılıp yarım yamalak gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey ne sevimli olduğuydu...
şimdi 1 yaşında benim güzel kızım ve diliyorum ki sağlıklı mutlu ve başarılı bir ömrü olsun...
taaa gönülden en içteninden diliyorum
21 Ekim 2009 06.45, minik bebeğime kavuşmuştum, şu saatlerde kollarımdaydı. kedi yavrusu gibi miniminnacıktı. Bense ayılıp yarım yamalak gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey ne sevimli olduğuydu...
şimdi 1 yaşında benim güzel kızım ve diliyorum ki sağlıklı mutlu ve başarılı bir ömrü olsun...
taaa gönülden en içteninden diliyorum
Cumartesi, Eylül 25, 2010
Uslanmıyorum...
Bu akşam da buluşmak istiyorum sevgilimle...
İnternet marifetiyle görebildim dün ki hiç sevmiyorum cam. ile iletişimi, hatta cep tel.kullanmayı bile...
çünkü ne yaparsan yap paylaşımın ve iletebildiğin eksik kalıyor. Sıradan kullanım için önemsiz birşey ama uzun süre ayrı kalınca ve tek iletişim yolun bu olduğunda yorucu oluyor işte...
tuhafıma gitti dün... Konuşurken bakıyorum ekrana bir yandan yüzünü inceliyorum sanki dokunabilecekmişim gibi... ama sarılamadığımı idrak edince amaaannnn deyip pat diye kapatasım geliyor bilgisayarı. bu kadar özlemişken bu şekilde yavan geliyor belki de...
Hergün uğraştığım ergen kızlar gibi heyecanlanıp konuşamıyorum zaten. bi heyecanlanıyorum, anlatmak istediklerim karışıyor çorba oluyor... sonra doluyor gözlerim, saklayamıyorum onu da...
Beni daha çok düşündürüp daha çok üzmeye yarıyor bu teknoloji sanki.
Halbuki böcek gibi hızlı hızlı emekleyen bebeğini bu sayede izliyor, yavaş yavaş ayağa kalkıp ekranda boy göstermesini sonra marifetini göstermiş olmanın gururuyla gülmesini...
Sonra da çıkaramıyor aklından biliyorum. dokunamıyor diye o da içerliyor... Ama işte benden daha güçlü sevgilim onu da biliyorum...
Ama tüm bunları söyleyen ben değilmişim gibi gene bu akşam da buluşmak istiyorum...
değişebilir hava bir anda:))
bir baktım odamın kapısında bana bakan bir cingöz...
sınıf değişiklikleriyle uğraşırken, sıkılmışken... hiç beklemediğim bir anda bebeğimi görmek nasıl rahatlattı ki evimde gibiydim... lokum yanaklarını öptüm öptüm öptüm!
kaptım kızımı kucağıma, doğruuu dershane ekibiyle tanışmaya...
alın size bir doz mutluluk dedim müdüre, öğretmenlere...:))
onca işin içinde kaybolmuş ekibe iyi geldi bebek! öptük, kokladık, ferahladık...
tüm havamız değişti, bir anda...
Salı, Eylül 21, 2010
yağmur yağsa bile bahçe de olsun diyorum, olmaz mı...

Tam bir ay kaldı bebeğimin 1 yaşını doldurmasına... Bense şimdiden panik oldum sanki...nasıl olacak 1 yaş partisi? neler yapmalıyım? neler hazırlansa güzel olur? şimdiden yapılacak bişi var mıdır ki? gerçi mutfak işi bana kalmaz nasılsa neye panik yapıyorum onu da bilmiyorum...

bari süslemeleri ben yapayım diyorum. ki bloglarda okuya okuya göre göre ezberledim ne nasıl güzel... birçok blogda gördüğüm doğum günü süslemeleri, sunumları vs herşey çok cici çok güzel zaten ama hazırlık aşamasında hiç güvenmiyorum kendime çünkü biliyorum kendimi başta böyle heveslenirim (ki aşkım heves der bana çoğu kez) ben de isterim ama iş başa düşünce sıkılırım ben öyle incik cincik uğraşamam fazla... zaten sıkılmasam nolucak el becerim sıfırdır benim... yakışmıyormuş elime!
ne demekse...
neyse işte; sonuçta Ece Defneme renkli, keyfli, bol çocuklu bir 1 yaş partisi yapmak var aklımda..
ama dediğim gibi bahçede...
ilk fırsatta kendimi Eminönü'ne salmayı ve her bişiyi hazır alıp yırtmayı planlıyorum:)) he hee
ve pek tabi önerilerinize açığım...
.
.
bu fotoğraflar ise bizim bahçe partilerimizden sonuncusu, Defneciğin arkadaşlarından birinin yaş günü:))
Elbette babamız olmadan kutlar mıyız 1.yaşımızı...
hiç olur mu öyle şey, gelecek sevgilim, öyle!
zaten çok özlemişiz...
Defne öyle tatlı gellll gellll gell diyor ki...
az kaldı...
Salı, Eylül 14, 2010
Çocuklu ve Puf Keyifli
akşam çok istedim; bişey olsa ve bir telefon gelse de
acilen iş yerine gitmem gerekse mesela diye
sonra ben pılımı pırtımı toplayıp kaybolsaydım...
mesela şu da olabilirdi, sevgi dolu bir goril pencereden elini uzatıp beni avucunda deniz kenarına götürebilirdi...
ve aslında pek bir komikmişim ki
akşamları
bacaklarımı pufuma şöyle bir uzatmazsam ve ağır ağır çayımı yudumlamazsam dinlenemem...
gerçekten, öyle süslemiyorum cümleleri. romantiklik ya da sevimlilik de değil bu.
her akşam kuzuyla oynayıp onu uyutup bana kalan vakitte bir güzel uzatmazsam bacaklarımı, oyuncağımı almazsam kucağıma, keyifle geniş geniş içmezsem çayımı olmaz...
hem o kadar nettir ki aslında
Defnenin uyku saatleri , mesela akşam saat 9 buçuksa emin olun uyuyordur ya da uyumak üzeredir
yani öyleydi en azından
bayram tatiline kadar
akşam tüm enerjim Defnenindi elbet ama artık gözlerim kapanmaya başlayınca kaçmak istedim
tüm akşam ve neredeyse tüm gece ne uyuyabildi ne oyun oynadı...bir huzursuzluk bir huzursuzluk... gece bi ara yanıma aldım yumuk yumuk kıvrıldı gögsüme sonra da tabi dayanamayıp vicdan yaptım ben ama bir sağa bir sola dönerken mızıldanınca gene kendime geldim ne vicdanı yahu diye...
iki gündür sabah gözlerimi açamıyorum rehavette değil bu,
işte bildiğin yorgunluk... yatağımdan kazınmam gerekiyor,
halbuki 9.00 iyi bir saat işe başlamak için
artık diş mi yoksa düzenin değişmesi mi mesele karar veremiyorum
ama tek isteğim akşam herşeyin eskisi gibi olması
huzurlu bebeğim ve puf keyfim:>
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






