Sabah beşte kapı ziline fırladım yataktan! Kızıma kavuşacak olmasam ben duymazdım bile o zili. Defneyi almaya gitmedim diye bana küsmüş olacağından endişeleniyordum ama kapıyı açar açmaz boynuma atlamak istemesi öyle bi rahatlattı ki içimi tahmin edersiniz.
Can ciğer kuzu sarması gibiydik sabahın beşinde:) öptüm öptüm... oyuncaklarını da özlemiş nasıl, oyun oynadık, evi gezdik saat kaçmış hiç umursamadan.Tabi o saatte benim algım Defne'nin algısı kadar uyanık değildi ama olsun tek onu görüp algılamak yetti bana. Kavuştuğu dokunduğu her şeye, gösterdiği marifetlerine aldığı her aferine kikirdedi.
Büyümüş biliyor musunuz? Boy kilodan bahsetmiyorum. Boyu azıcık artmış belki ama 20 gün öncesine göre daha farklıydı. Bebeklikten iyice çıkmıştı sanki! 20 günde değişir mi bi bebek? Sanırım evet.
Garip bir duygu ama; seviniyorsun bu gelişmeye ama tam tamına değil. Gitgide ona daha da ulaşabildiğimi gördüm, yani o büyüdükçe onu daha da keşfedebileceğimi ... Yepyeni bir boyuta girmek gibi. Garip olan ise geride bıraktığım boyuta yeniden dönemeyeceğimi bilmenin getirdiği his. Tecrübeli anneler beni çoktan anlamıştır eminim.
.
Şimdi evde babasıyla beni bekliyor Defne'm. Zaten hiç ayrılmıyor babasının dibinden, içgüdüsel olarak ihtiyaç duyduğu o kadar açıkki tavırlarından... Kitaplar da yazılanlar hep gözlerimin önünde!
Bense onlar evdeyken çalışmakta zorlanıyorum, akşamı iple çekiyorum.
.
Defne'nin gelişmeleri, şirinlikleri ya da fotoğrafları... Hepsini yazıp-ekleyip bu bloğu renklendireceğim. Ne zaman bulurum fırsat bilmem ama sevincimi de paylaşacağım bloğumda:) ergenlik dönemimdeki günlüklerime yaptığım (sadece üzgünken ya da öfkeliyken yazardım;)) muameleyi yapmam buraya.
.
Sevgiler hepinize, mutlulukla!
Perşembe, Temmuz 28, 2011
...
Sabah kavuşuyorum kızıma ve sevdiceğime...
Heyecandan deli gibi ev işi yapıyorum hem de saatlerdir, öyle diyeyim. Gören de 'ne hamarat' der ama tembel ruhum kılık değiştiriyor halbuki. Heyecanlıysam ya da düşünceliysem ben işe veririm kendimi:) Zaten başka türlü geçmezdi akşam! 'Zaman' o kadar yavaş geçiyor ki. 20 gün! Dile kolay.
.
Babası ile birlikte bekliyordu beni. Ama zamanlama nedeniyle ben gidemedim. Halbuki hep 'babanla birlikte gelip seni alacağız' diyordum. Beni görmeyince çok ağlamış. Bunu duyduğumdan beri içim sızlıyor. Bilmeseydim keşke. Ve tabi tutamayacağım bi söz vermeseydim keşke. Sabah olsun öpüp öpüp bitireceğim...
Heyecandan deli gibi ev işi yapıyorum hem de saatlerdir, öyle diyeyim. Gören de 'ne hamarat' der ama tembel ruhum kılık değiştiriyor halbuki. Heyecanlıysam ya da düşünceliysem ben işe veririm kendimi:) Zaten başka türlü geçmezdi akşam! 'Zaman' o kadar yavaş geçiyor ki. 20 gün! Dile kolay.
.
Babası ile birlikte bekliyordu beni. Ama zamanlama nedeniyle ben gidemedim. Halbuki hep 'babanla birlikte gelip seni alacağız' diyordum. Beni görmeyince çok ağlamış. Bunu duyduğumdan beri içim sızlıyor. Bilmeseydim keşke. Ve tabi tutamayacağım bi söz vermeseydim keşke. Sabah olsun öpüp öpüp bitireceğim...
Cuma, Temmuz 22, 2011
Geçen Yaz Bu Zamanlar Defnece:)
Hem hepimizi buharlatacak kadar güçlü sıcak hem ben deli gibi özlemişken kızımı ve de tatlı sevgilimi... İnanmazsınız bugüne kadar tatil havasına girmişliğim yok. Hani canlarım geldikten sonra gideriz bi yerlere ama gideyim bi ciciler alayım kendime de, yer bakayım... ııh! Hiç havaya giremedim bu yaz. 'Bir arada olalım' başka birşey istemiyorum deyip durdum.
Ama merak etmeyin çünkü bugün kendime geldim ! Zaten içteniçe biliyorum bişeyler yaparız biz, sevgilim ister mutlaka gidelim bir yerlere diye.. Gideriz gitmesine de havaya girmek de önemli değil mi ama...
Şimdi yer beğenmeye çalışıyorum. Yıllarca bayıla bayıla gidip ezberinden her seferinde keyf aldığımız, sonra geçen yaz da EceDefneyle de gittiğimiz Kaş; Defnenin hareketliliğine pek uygun değil gibi... Aklımda Asos, Bozcaada ve Gökçeada var şimdi. Defne'ye hamile olduğumda gitmiştik Bozcaada'ya ve çok sevmiştik. Ama denizi soğuktu onun da... başka bir yer de gelmiyor aklıma...
Ama merak etmeyin çünkü bugün kendime geldim ! Zaten içteniçe biliyorum bişeyler yaparız biz, sevgilim ister mutlaka gidelim bir yerlere diye.. Gideriz gitmesine de havaya girmek de önemli değil mi ama...
![]() |
| GEÇEN YAZ Kaş'ta, AŞKLARIM. Ece Defne 9 AYLIKTI:) |
Neyse işte, şu an gayet havamdayım! yakın ama romantik bir yerlere gidelim istiyorum, Sıcacık denizi, incecik kumu olan... Bunu da sırf Defnenin denizde ki ya da dalgada ki tatlı hallerine, kumda ki bitmek bilmez enerjisine sevgiliyle tanık olalım diye... Yoksa bişeyleri kaçırırmışım gibi hissettim bugün.
Hadi geçen yaz minikti çok bi zorluğu yoktu ama şimdi 22. ayın içinde Ece Defne ve inanılmaz hareketli olduğu için tatilde başedemeyeceğimi düşünüyordum. Açıkçası güvenmiyordum kendime. Ama o kadar özledim ki her türlü zorluğuyla başedebilirim gibi geliyor!
![]() |
| küçük çakıllarım:) bu fotoğraf da geçen yazdan. |
Başka neresi olabilir sizce? Var mı İstanbul'a yakın bildiğiniz sıcak bir yer??
Çarşamba, Temmuz 20, 2011
Bitebilir bu ay, İzin Veriyorum:)
Sahilde balık ekmek yemek koyu sohbet eşliğinde; dinlendim azıcık terapi gibi oldu sanki; dalga sesleri, deniz kokusu! ne trafiği ne gün içinde ki ayarı bozuk sıcağı... uçtu gitti! hepsi uçtu gitti de kızımı özledikçe özlüyorum! Fotoğraflarına videolarına bakıp evin içinde kahkaha atıp ya da 'annesinin kuzusu' diye konuşup duruyorum. Tek çaresi kucak kucak sarmalamak! Başka yok ilaç:)
Hele beynimde dönüp duran o telefonda ki öpücük sesi. Çalışırken en iyi ara sesini duymak oluyor ki onunla konuşmak zaten çok sevimli ama ben özellikle 'sesini, ses tonunu' çok seviyorum. Defne'de özlemiş beni belli ki, telefonu öpüyormuş benle konuştukça!
'anlat bebeğim, çok özledim sesini dedikçe' hem anlatıyor dolu dolu birşeyler hem de dizinde ki yarayı gösteriyormuş:)
.
O kadar merak ediyorum ki, anlata anlata bitiremiyor annemle anneannem; kilo almış azıcık, boyu uzamış, güneş ve deniz yaramış tatlıma... dillenmiş daha da. Söyleyebildiği belirgin kelimeler artmış.
Gezmeden, parka denize gitmeden durmuyormuş (onu iyi biliyorum zaten:)) burda da bahçeyi bırakıp çıkmıyordu eve, denizi mi bırakacak:)
.
Şimdi ben her nekadar yorulsam da miniklerin tercihlerinden, gene de Lys tercihleri de bir an önce başlayabilir diyorum. Başlasın ki nasıl akşam oldu anlamayayım. Şip şak kavuşayım tontinime ve sevgilime. evet evet gelsin artık 25 temmuz da bitsin şu ay...
Hele beynimde dönüp duran o telefonda ki öpücük sesi. Çalışırken en iyi ara sesini duymak oluyor ki onunla konuşmak zaten çok sevimli ama ben özellikle 'sesini, ses tonunu' çok seviyorum. Defne'de özlemiş beni belli ki, telefonu öpüyormuş benle konuştukça!
'anlat bebeğim, çok özledim sesini dedikçe' hem anlatıyor dolu dolu birşeyler hem de dizinde ki yarayı gösteriyormuş:)
.
O kadar merak ediyorum ki, anlata anlata bitiremiyor annemle anneannem; kilo almış azıcık, boyu uzamış, güneş ve deniz yaramış tatlıma... dillenmiş daha da. Söyleyebildiği belirgin kelimeler artmış.
Gezmeden, parka denize gitmeden durmuyormuş (onu iyi biliyorum zaten:)) burda da bahçeyi bırakıp çıkmıyordu eve, denizi mi bırakacak:)
.
Şimdi ben her nekadar yorulsam da miniklerin tercihlerinden, gene de Lys tercihleri de bir an önce başlayabilir diyorum. Başlasın ki nasıl akşam oldu anlamayayım. Şip şak kavuşayım tontinime ve sevgilime. evet evet gelsin artık 25 temmuz da bitsin şu ay...
Pazar, Temmuz 17, 2011
Larry Crowne ve MİM!
Dün akşam bi arkadaşımla gittik bu filme. Film öncesi lafladık, Defne'ye olan özlemimi hafifletebilmek için ona ciciler aldım... İyi ki de gitmişiz diyebiliyorum yani.
Kabul ediyorum izlemesi keyifliydi, zararsız bir filmdi. Yani sinir bozucu bir tarafı yoktu.
Ama İkilinin uyumsuzluğundan anlamıştım sevmeyeceğimi . Filmin konusuna ve filmde ki gelişmelere baktıkça 'ben anlamıştım zaten' diye mırıldanıp durdum hep.
Larry Crowne nin kariyer sorunuyla başladı film. Depresif öğretmeniyle arasında ki zorlama bir aşkla son buldu. Kariyere ne oldu? Belli değil.
İyi bir konu ve birbirinden farklı özellikteki sağlam karakterleri olan filmi zorrla romantik komedi kalıbına sıkıştırmaya çalışırlarsa böyle olur tabi. Aslında iyi bir film çıkardı ama çıkamamış.
Filmin sonunda şaşkın bi halde birbirimize bakakaldık arkadaşla 'ne yani bitti mi? böyle mi?'
.
Evde yangın çıksa, evden sadece tek bir esya, nesne cıkarmanız gerekirse bu ne olur ?
hımm düşünüyorum... tabi ki de kızıma bakabilmem ve bir süre barınabilmemiz için kredi kartlarımın ve arabamın anahtarının da ruhsatının da içinde bulunduğu ÇANTA olurdu:))
Cumartesi, Temmuz 16, 2011
Şöyle pat diye gitsem Venediğe, Floransa'ya... Prag'da olur... Sırf canım istedi diye!
Bakıyorum yurtdışı gezileri turları ile ilgili yazılara, fotoğraflara derin bir iç geçirerek. Öyle güzel anlatılıyorki bloglarda, face'de... Öyle keyif alıyorum ki okurken, o şehirlerin kokusunu bile duyuyorum sanki.
Geçen izin günümde çantamı toplayıp havuza gitmiştim.Tüm gün şezlong keyfi yapıp elimde ki kitabı bitirme kararı alarak. Kitapta ki en sevdiğim karakter bile günlük yaşamının karmaşasına aldırmadan pat diye Amerikaya gidiyordu mesela! bi an durup düşündüm tabi aslında neden olmasın? neden pat diye bi haftasonu başka bir ülkeye gidemeyeyim? Pili bitmek üzere olan telefonumu aldım elime aradım sevgilimi.
- Amerika'ya gidelim mi?
Sevgilimin yaptığı realist açıklama ile bir uf puf moduna geçtim. Telefonun pili de tam yerinde bitmişti ki buna hiç üzülmemiştim!
Ben sevgilimin realist açıklamasıyla kendime gelmedim! Realist değilim ki ben. Halbuki haklıydı ama bence 2012'ye daha çoook var. Ben ki, durumları kendimize göre uydurabileceğimize hala inanıyorum:))
Aniden karar verip değişik ülkelere gidebilmek en önemlisi de bunun için 'zaman' sorunu yaşamamak... Hayranlık uyandıran bir yaşam tarzı...
Taktım ben bu aralar bu konuya, yalnızım ya bu yüzdendir belki! Gidesim var ; hiç görmediğim yerleri görüp zamanı durdurayım istiyorum.
Bloglarda ki güzel ve içten yazıları okudukça içim daha bi kıpır kıpır ediyor:) Biliyorum bi aralık bulacakmışım gibi doğuyor içime:))
Geçen izin günümde çantamı toplayıp havuza gitmiştim.Tüm gün şezlong keyfi yapıp elimde ki kitabı bitirme kararı alarak. Kitapta ki en sevdiğim karakter bile günlük yaşamının karmaşasına aldırmadan pat diye Amerikaya gidiyordu mesela! bi an durup düşündüm tabi aslında neden olmasın? neden pat diye bi haftasonu başka bir ülkeye gidemeyeyim? Pili bitmek üzere olan telefonumu aldım elime aradım sevgilimi.
- Amerika'ya gidelim mi?
Sevgilimin yaptığı realist açıklama ile bir uf puf moduna geçtim. Telefonun pili de tam yerinde bitmişti ki buna hiç üzülmemiştim!
Ben sevgilimin realist açıklamasıyla kendime gelmedim! Realist değilim ki ben. Halbuki haklıydı ama bence 2012'ye daha çoook var. Ben ki, durumları kendimize göre uydurabileceğimize hala inanıyorum:))
Aniden karar verip değişik ülkelere gidebilmek en önemlisi de bunun için 'zaman' sorunu yaşamamak... Hayranlık uyandıran bir yaşam tarzı...
Taktım ben bu aralar bu konuya, yalnızım ya bu yüzdendir belki! Gidesim var ; hiç görmediğim yerleri görüp zamanı durdurayım istiyorum.
Bloglarda ki güzel ve içten yazıları okudukça içim daha bi kıpır kıpır ediyor:) Biliyorum bi aralık bulacakmışım gibi doğuyor içime:))
Cuma, Temmuz 15, 2011
...
Bugün yine duydum tatlı sesini ama bu defa elinde tarihle! Az kalmış, yollara düşecekmiş sevgilim... Gelsin de bize de yaz gelsin artık, ruhumuza! güneş, aydınlık, kahkaha...
Hem minik kızı da çok özledi onu! 'baba' diye her fırsatta sayıklamaya başladı bile! Tabi bu hem çok tatlı hem de içimde ki kurtçukları didikleyen bişey...
(sahilde, parkta...)Bi çocuk babasına seslense bizimki de dönüp 'babaaa' diye bağırıyor:) İçimde biryerleri acıtsa da bu çok deşmiyorum ve kikirdiyoruz daha çok! Artık o kadar belirgin ki iç güdüsel olarak babasnın varlığa ihtiyaç duymaya başladı... Bu da beni telaşlandırdı açıkçası. Bu kışı da ayrı geçireceğiz zira...
prf.Keskin, babanın uzakta olmasının 0-3 yaş aralığında sorun olmayacağını söylemişti ama 3 yaşından sonra babanın varlığının son derece önemli olduğunu da eklemişti. Bu açıklamasıdır zaten içimi rahatlatan ama, şimdi diyorum kendi kendime 'ya bizim kız için sorun olursa baksana şimdiden 21 aylıkken başladı baba baba diye... mesela baba kız yürüyen mincoları da parmağıyla göstermesi var ki hiç girmiyorum oralara.
.
Gelsin de canım sevgili, baba-kız doysunlar birbirlerine.
ben de ikisine de kavuşayım... çok az kaldı!
.
Çalışmak iyi geliyor bana. Bu kadar sıcakta çoğu an buharlaşmak üzere buluyorum kendimi ama olsun. İyi geliyor. İş dışında vaktimi iyi geçirmeye çalışıyorum. bol bol film izliyorum! Çok iyi geliyor.
Hem minik kızı da çok özledi onu! 'baba' diye her fırsatta sayıklamaya başladı bile! Tabi bu hem çok tatlı hem de içimde ki kurtçukları didikleyen bişey...
(sahilde, parkta...)Bi çocuk babasına seslense bizimki de dönüp 'babaaa' diye bağırıyor:) İçimde biryerleri acıtsa da bu çok deşmiyorum ve kikirdiyoruz daha çok! Artık o kadar belirgin ki iç güdüsel olarak babasnın varlığa ihtiyaç duymaya başladı... Bu da beni telaşlandırdı açıkçası. Bu kışı da ayrı geçireceğiz zira...
prf.Keskin, babanın uzakta olmasının 0-3 yaş aralığında sorun olmayacağını söylemişti ama 3 yaşından sonra babanın varlığının son derece önemli olduğunu da eklemişti. Bu açıklamasıdır zaten içimi rahatlatan ama, şimdi diyorum kendi kendime 'ya bizim kız için sorun olursa baksana şimdiden 21 aylıkken başladı baba baba diye... mesela baba kız yürüyen mincoları da parmağıyla göstermesi var ki hiç girmiyorum oralara.
.
Gelsin de canım sevgili, baba-kız doysunlar birbirlerine.
ben de ikisine de kavuşayım... çok az kaldı!
.
Çalışmak iyi geliyor bana. Bu kadar sıcakta çoğu an buharlaşmak üzere buluyorum kendimi ama olsun. İyi geliyor. İş dışında vaktimi iyi geçirmeye çalışıyorum. bol bol film izliyorum! Çok iyi geliyor.
Perşembe, Temmuz 14, 2011
Bu kadar özlem doluyken yalnızlığın tadı çıkmaz tabi!
yolda düşünüyorum, ne yapsam şimdi diye? Sinemaya mı gitsem, evde pc den film mi izlesem, yoksa iş çıkışı psikolojisine hiç yüz vermeden spora mı gitsem? ki yoga yapmak gibi geliyor ruhuma.
ama yok farkettimki asıl iyi gelecek şey dost sohbeti. Arkadaş. Yani yalnızlığa iyi gelen tek şey. Yokluyorum etrafımı, dostlarımı. ve uzak mesafelere takılıyoruz. gönlümüz hep bir ama ah işte...bilen bilir.
Şimdi yalnızım birsüre. Çok değil neyse ki ama insan çok özlüyormuş yavrusunu. Yavru ise annanesiyle köyde tatil yapıyor:) pıtır pıtır dolaşıyor sahillerde. Sevgilim uzaktaydı zaten alışıktım ama bu defa tatlı kızım da uzakta. ilk kez ayrı kalıyoruz ve tabi hiç kolay olmadı tontinimi bırakıp gelmek, uyuyordu bi de. Öp öp bitiremedim, ayrılamadım bir türlü yanından...
sırf kendim için de kıyamadım, ki İstanbulun yazı hiçç çekilmez dedim tek başıma geldim İstanbul'a.
Ben şimdi 'tercihler' arasında kaybolurken diğer yandan elimde takvim kaçma planları yapıyorum, köye!:)
Demekki neymiş; herşey tam olacak, sevdiklerin sevmediklerin yanında olacak, yalnız kalma hakkını istersen kullanacaksın mecburiyetten değil!
Öpücük.
ama yok farkettimki asıl iyi gelecek şey dost sohbeti. Arkadaş. Yani yalnızlığa iyi gelen tek şey. Yokluyorum etrafımı, dostlarımı. ve uzak mesafelere takılıyoruz. gönlümüz hep bir ama ah işte...bilen bilir.
Şimdi yalnızım birsüre. Çok değil neyse ki ama insan çok özlüyormuş yavrusunu. Yavru ise annanesiyle köyde tatil yapıyor:) pıtır pıtır dolaşıyor sahillerde. Sevgilim uzaktaydı zaten alışıktım ama bu defa tatlı kızım da uzakta. ilk kez ayrı kalıyoruz ve tabi hiç kolay olmadı tontinimi bırakıp gelmek, uyuyordu bi de. Öp öp bitiremedim, ayrılamadım bir türlü yanından...
sırf kendim için de kıyamadım, ki İstanbulun yazı hiçç çekilmez dedim tek başıma geldim İstanbul'a.
Ben şimdi 'tercihler' arasında kaybolurken diğer yandan elimde takvim kaçma planları yapıyorum, köye!:)
.
Aslında yazmak istediğim şey ( kaç günden beri hemde) şu ki; halbuki hep isterdim ki hayatımın bir döneminde yalnız yaşayayım. Tabi ben biraz uzun sayılabilecek bir zamanı kastetmiştim, böylesini değil;) Çocuk yok koca yok arkadaş yok! Hem bu kısa bir dönem ama gene de yalnız kalmanın tadının çıkarılabileceği bir süre. yazının gelişinden anlayacağınız üzere pek çıkaramıyorum tadını. Çünkü daha çok özlem dolu içim. Bundan başka bir şeye odaklanamıyorum. Demekki neymiş; herşey tam olacak, sevdiklerin sevmediklerin yanında olacak, yalnız kalma hakkını istersen kullanacaksın mecburiyetten değil!
Tadını çıkaramadığım ama aslında çok istediğim bu süreç 'yanlış zamanlamanın' ta kendisi oldu !
Aman be evren, ne istesek veriyorsun da bi de şu zamanlamaya dikkat etsen daha da güzel olacak! neyse zaten epey olmuştu bu isteğimden vazgeçeli...
.
Bu fotoğraf da eski biraz, bizim evde ördek maceramızdan. Çok kısa bir maceraydı elbette, baktım baş edilebilir gibi değildi ve tüm kararlılığımla isteyen birine verdim. Hem de 'bak geri getirirseniz üzülürüm ha' diyerek:) Ama benim minnoşum çoook seviyor hayvanları!!!
.
Öpücük.
Perşembe, Haziran 23, 2011
Doğumgünü partileri non stop!
Bugün bahçe partimiz vardı gene.
Bu artık köy düğünlerine benzer bir hal aldı hani yazın hergün bir düğün olur ya:)
Bizim bahçede de hergün bir bıcırığın doğumgünü!
Şaka bir yana mutlu oluyorlar işte napalım, di mi ama?
Doğum günü kızı dünya tatlısı Bade,
Bizim tontini ise karıncaların peşinde, herzamanki gibi.
Pek umrunda değil henüz partiymiş, pastaymış, balonmuş
Özgür kız o, gayet cool takılıyor kendi halinde...
Pasta da umrunda değil derken öylesine abartıyorum sandınız di mi?
yok değil hiçç abartmıyorum! benim kızım ağzına bile sürmedi pastayı:)
Defne 'sarma' yedi bol bol, geze geze düşürmedi elinden...
e biliyor ağzının tadını!
Hem kendi yedi hem de Berk'e zorla 'sarma' yedirmeye çalıştı:) E bu da iyi:)
fotoğrafta yanında oturan Berk, sarma yemek istemeyen Berk...
arkada görünen kürklü kokoş da Defne'in Dendisi (Deniz). Tutturdu Bade gibi ben de giyeceğim gelinliği diye, feryat figan!
Benim eşsiz desteğim ile hiç istemeyen annesi ikna edilmiş oldu eve gidip gelinlik karanlık kuytulardan çıkarıldı ve kışlık kürk de minik omuzlara geçirildi :)
neden bir tek ben destekledim Dendiyi? çünkü ben minicik bir kız çocuğuyken sırf annem beğenmiyor diye bana hiç giydirmemiş ben de hevesimi hiç alamamıştım:))
bayılırdım şatafatlı şeylere o takunyalara... sanırım bastırılmış duygularım yüzünden şimdi pek bir sadeyim.
şimdi düşünüyorum da ben de elbette giydirmem güzel bulmadığım birşeyi
ama hevesi varsa çok istiyorsa bahçede falan giydirip hevesini aldırırım mutlaka!
.
neyse kurtardık Dendi'yi, şu an huzurlu sakin uyuyordur eminim.
.
uh!! ne doğumgünüymüş, anlat anlat bitiremedim.
daha da çıkar da aslında, daha ne komik haller var...
sabah erken uyanmam gerek.
öpücük!
Çarşamba, Haziran 22, 2011
Bi koşu gidip geldim 9 sene öncesine, çıtır oldum bir an da:)
Bu ara bir çok önemli işlerimi halletmekle uğraştığımdan pek yazamadım. Okulla ve sağlıkla ilgili işlerim bunlar.
Okul demişken... Pazartesi üniversiteme gittim. Bindim trene, tıkır tıkır... trende yer kapma taktiğimin yıllar sonra bile hala işliyor olmasına ise çok sevindim.
Çünkü koltuğa yayılıp rahat rahat dışarı izlemek (aklımda Teomanın; bir tren camından dünyayı gördüm haline üzüldüm... sözlerini mırıldanarak), kitap okumak, biraz uyuklamak olmazsa hiç çekilmez! o nedenle hangi vagona binmem gerektiğini, treni hangi noktada beklemem gerektiğini iyi bilirim:)) baktın olmadı bin otobüse daha iyi, çekilmez o yol...
Neyse ki ben tüm bu ritüellerimin hepsini uygulayabildim yeniden.
Okulumu kucaklamak istedim. Okulumu severdim zaten ama daha da sevdim ve çok kıskandım. Kampüs daha güzel olmuş ki bizim zamanımızda(!) birçoğu inşaat halindeydi ya da bakımsızdı, ama şimdi daha güzel ve daha önemlisi öğrenci işleri öyle sistemliydi ki tüm bunlardan faydalananları kıskandım açıkçası.
Ne yana baksam çıtır kızlar delikanlılar... Ben de 9 sene öncesine döndüm ve aylak aylak kampüste gezinme moduna girdim. Havayı çektim içime, göl manzarasını işledim gözlerime; Çok iyi geldi bana, özlemişim öğrenciliğimi...
.
Sağlıkla ilgili işlerimden hiç bahsetmeyeyim. Bi de bana hep ihmalkar olduğum söylenir ama işte biliyorum ben başıma gelecekleri de ondan sevmiyorum doktoru hastaneyi... Bişey için gidiyorum başka bi şey daha çıkıyor. Dert bi dert! Neyse kötü sonuç alırsam yazarım nasılsa, iç dökmem gerekebilir;)
.
![]()
Okul demişken... Pazartesi üniversiteme gittim. Bindim trene, tıkır tıkır... trende yer kapma taktiğimin yıllar sonra bile hala işliyor olmasına ise çok sevindim.
Çünkü koltuğa yayılıp rahat rahat dışarı izlemek (aklımda Teomanın; bir tren camından dünyayı gördüm haline üzüldüm... sözlerini mırıldanarak), kitap okumak, biraz uyuklamak olmazsa hiç çekilmez! o nedenle hangi vagona binmem gerektiğini, treni hangi noktada beklemem gerektiğini iyi bilirim:)) baktın olmadı bin otobüse daha iyi, çekilmez o yol...
Neyse ki ben tüm bu ritüellerimin hepsini uygulayabildim yeniden.
Okulumu kucaklamak istedim. Okulumu severdim zaten ama daha da sevdim ve çok kıskandım. Kampüs daha güzel olmuş ki bizim zamanımızda(!) birçoğu inşaat halindeydi ya da bakımsızdı, ama şimdi daha güzel ve daha önemlisi öğrenci işleri öyle sistemliydi ki tüm bunlardan faydalananları kıskandım açıkçası.
Ne yana baksam çıtır kızlar delikanlılar... Ben de 9 sene öncesine döndüm ve aylak aylak kampüste gezinme moduna girdim. Havayı çektim içime, göl manzarasını işledim gözlerime; Çok iyi geldi bana, özlemişim öğrenciliğimi...
.
Sağlıkla ilgili işlerimden hiç bahsetmeyeyim. Bi de bana hep ihmalkar olduğum söylenir ama işte biliyorum ben başıma gelecekleri de ondan sevmiyorum doktoru hastaneyi... Bişey için gidiyorum başka bi şey daha çıkıyor. Dert bi dert! Neyse kötü sonuç alırsam yazarım nasılsa, iç dökmem gerekebilir;)
.
Defne'ye hergün tatil, hergün bahçe! Gittiğimiz herhangi bir yer kesmiyor hanımefendiyi. ille de bahçe de kum havuzu keyfi yapacak. Öyle de keyif alıyor ki cidden ama bir de üstünden başından çıkan kumları hiç sormayın! Defne'nin aksine bir türlü tatil havasına giremeyen benim, tatil yerleri bakmıyorum mesela. Bırakın tatili havuza bile bi türlü gidemiyorum. Her ay tıkır tıkır para sayıyorum halbuki, ama pilatesi de havuzu da aksatıyorum. çok kızıyorum aslında kendime.
.
Ama ne havasına girdim biliyor musunuz? Çeyiz hazırlığına başladım:)))Zaten burada da yeşil ışık yakmışım. Evet ikinci çeyiz dönemim! Ankaraya hazırlık! Aman nasıl zevk alıyorum tekrar, bilemezsiniz. Gelinlik kızlar gibiyim:P Neler aldığımı da yazarım da aslında, sevgilime süpriz olsun istiyorum.;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

